.:

31 Ağustos 2017 Perşembe

İyi bayramlar....

 Tatil bitti, dün eve döndük. 1 hafta evde olmamanın sonucu doğal olarak toz ev. Temizlik vs derken 2 akıllı (eşim ve ben) o yorgunluğa karşın pazardan biraz fazla alışveriş yaptık. 50 kilo domates, 10 kilo tane üzüm. Bu sabah erkenden kalkıldı, üzümler pekmez yapıldı. Domatesler şişe ve salça olarak hazırlandı. Aşağı yukarı 10 saatlik çalışmanın sonu geldi nihayet....
Parmaklar beni resmen terk etmiş şu kadar yazıda dünya hata yaptım, harfleri eksik yazıp duruyorum:))))
 
 Tatil güzeldi. Bol bol yüzdük. Bu yıl çocukların da artık iyice büyümesi ile daha rahat açılabildik. Paletle uzun mesafe yüzdüm her gün. Normal makina ile pek çekim yapmadım ama su altı ile epey çalıştık. ara ara paşlaşacağım. Su bulanıktı malesef, resimlerde de görülüyor ya yeşil net olmayan bir deniz. Ama balıklar o kadar çoktu ki....
Bayramda anne-baba ziyareti, tarlada çalışma derken 4 gün olamam sanırım. Sonrasında eylemlere devam. Herkese iyi bayramlar.....


18 Ağustos 2017 Cuma

Kullanım Kolaylığı ve Estetik Bir Arada

Derin dondurucuların faydalarını anlatarak zamanınızı almayacağım, uzun süreli gıda depolama için başka bir seçeneğin olmadığını zaten biliyorsunuzdur. Henüz bilmiyorsanız da, bu yılki Kurban Bayramı’nda öğreneceksiniz zira etleriniz buzdolabı içerisinde en fazla bir hafta dayanacak! Yani ister et, isterse de diğer gıdalar için uzun süreli depolama yapmak istiyorsanız, bir derin dondurucu kullanmanız gerekiyor. Bu bakımdan iki seçeneğiniz var: yatay ve dikey derin dondurucu modelleri. Yatay olanlar bir sandığı andırıyor ve kapakları üst kısımda yer alıyor. Dikey olanlar ise aynı bir buzdolabı gibi: Kapakları ön kısımlarında bulunuyor ve (isminden de tahmin edebileceğiniz gibi) dik şekilde kullanılıyorlar. Ben, tercihimi dikey derin dondurucu modellerinden, hatta daha net söyleyecek olursak, UED 5170 DTK A++ modelinden yana kullandım.


                                                               


Neden derseniz, her şeyden önce Uğur Soğutma markası güven veriyor. 60 yılı aşkın bir süredir derin dondurucu üretiyorlar ve bu nedenle benzersiz bir uzmanlıkları bulunuyor. Unutmayın, bu cihazları on yıllar boyunca kullanmak için alıyorsunuz ve he sağlamlıkları, hem de servis ağlarının yaygınlığı önem taşıyor. Uğur Soğutma, her iki bakımdan da beklentilerimi fazlasıyla karşılıyor. Gelelim tasarıma: UED 5170 DTK A++, dikey bir derin dondurucu modeli. Ben bu tasarımı seviyorum zira kullanması daha pratik geliyor: Aynı bir buzdolabı gibi rahatça kullanabiliyor, hatta buzdolabının yanına koyarak uyumlu ve estetik bir görünüm elde edebiliyorsunuz (ben öyle yaptım, tavsiye ederim).




UED 5170 DTK A++ yalnızca 46 kilo, yani kimseyi çağırmama gerek kalmadan bir köşeden diğerine kolayca taşıyabiliyorum. İç hacmi 170 litre, sadece benim değil, komşularımın gıdalarını bile depolamaya yetiyor! A ++ enerji sınıfında olduğu için, neredeyse hiç elektrik harcamıyor. En sevdiğim özelliği de, elektrik kesintilerinde bile içindekileri 15 saat boyunca korumaya devam edebilmesi oldu. Sık sık kesinti yaşanan bir yerde oturuyorsanız, emin olun bu özellik çok işinize yarayacak. Satın almak için https://satis.ugur.com.tr/item/ued-5170-dtk-a/100028 adresini kullanmanızı tavsiye ederim, peşin fiyatına 12 taksit yaptırarak kredi kartınızla alabiliyorsunuz. Geniş iç hacimli, dayanıklı, pratik ve uygun fiyatlı bir derin dondurucu arıyorsanız, UED 5170 DTK A++ modelini gönül rahatlığı ile tavsiye ediyorum.


                                     

Bir boomads advertorial içeriğidir.

Perseid meteor yağmuru


Geçen cumartesi günü perseid meteor yağmuru vardı. Biz tarlada olduğumuzdan muhteşem şöleni izleyen şanslılardanız:))
Geçen yıl da tam tarihinde tarladaydık ama hem aşırı rüzgar vardı hem de nedense doğru dürüst hiç kayan meteor görmemiştik. Bu yıl en az 15 tane görmüşümdür. Öyle silik de değil kimi kocamandı. Bunun nedeni yakından geçmesi mi bilemiyorum.
Eh fotoğraf çekilmeli tabiki ama ben çekerken meteorlar kaymadı pek:((  3 tanesi kareye girmiş de o kadar iyi değil. Hatta ben çekim yapacağım, makinayı ayarlayacağım diye uğraşırken evin erkekleri "a bir tane daha" nidaları attıkça bıraktım çekimi yattım seyrettim...
 

 Biraz silik de olsa bu iki karede görünüyor.

17 Ağustos 2017 Perşembe

Fethiye Saklıkent

Marmaris tarafına yaptığımız gezinin süprizi Fethiye Saklıkent oldu. Hiç aklımızda yoktu. Devrim gidelim falan demeye başladığında da ben "Ne gerek var. Taa oralara kadar gideceğiz, bir sürü masraf" zırlaması yaptım. Ama gittik...
Sabahtan yola çıkıp direk Saklıkent'e vardık. Çocukların çok hoşuna gitti. Biz daha önce gitmiştik bir kez ama unutmuşuz:))) Gidebildiğimiz yere kadar yine yürüdük. Netten baktığıma göre 18km'lik bir yolmuş. İlk girişte suyun debisi fazlabu yüzden köprüden geçiliyor. İlk yürüme yerinin başına da bir ip koymuşlar ki insanlar tutunabilsin diye. Çamurunun faydasına inanılıyor, yol boyu epey çamurlananlar vardı zaten.

 Kötü kocanın aklına uyup burada mayo giymedik ama tamamen ıslanmaktan da kurtulamadık. Özellikle dönüşte bir nokta var ki oradan kuru inmek imkansız...



 Taşlar kimi yerde çok kaygan, düşen düşene:)))



Fethiye'de teyzem oturuyor benim. Saklıkent'ten çıkınca O'na da uğradık iyi oldu aslında. Ertesi gün Gemiler tarafında yüzüp evimize döndük...Aklımız bu güzelliklerde kalarak...
.


11 Ağustos 2017 Cuma

Denizin altını seyretmeye devam....


Tatilden deniz dibi fotoğraflarını paylaşmaya devam edelim o zaman.  Birazbalıklar olsun bugün. Balık fotoğraflarında genelde çok iyi değil makinanın performansı. Fululuk daha çok. Bunlar nispeten iyi olanlar. Bu arada deniz altındaki fotoğrafların hep ben çekmiyorum. Eşim de çekim yapıyor. Hatta dipte benden daha uzun kalabiliyor. Mesela yukardaki onun çekimlerinden biri...
Ama bu makinayla çekim yapacağım diye doğru dalmayı öğrendim, daha uzun kalmak için de çabalarım sürüyor....





9 Ağustos 2017 Çarşamba

Bir film önerisi; Whale Rider

  Bu aralar asıl paylaşımlarım hobilerimden biraz uzaklaşmış durumdayım. Sıcaklar, yaz dönemi işleri bireaz öteledi onları açıkcası...sinema filmi paylaşan bir blog da değilim. Ama dün akşam izlediğim filmi paylaşmadan edemedim. Film izlediğim bir site var orada dolanırken denk geldim Whale Rider adlı filme. Balinalar, denizin altı severim bunu deyip başladım.

Aslında niyetim filmin yarısını izlemekti çünkü dün anneme doğal gaz takıldığı için temizliğe gitmiştik ve fena halde yorgundum. Ama öyle bir takılmışım ki filme...
 Küçük bir kızın gelenekleri aşıp erkeklerin dünyasında kendine yerbulmasının hikayesi aslınhda. Konu bildik, öyle çok aksiyon falan yok. Ama oyuncular, diyolaglar, konunun işlenişi....ne bileyim alıp götürüyor insanı. Çok ayrıntıya girmemeli aslında izlemek isteyenlere haksızlık olur.

Filmin konusu; Whangara kabilesinin enteresan bir inanışı vardır. Yeni Zelanda’nın Doğu yakasında konuşlanan Whangara kabilesi, soylarının binlerce yıl önce o topraklara bir balinanın sırtında geldiğine dair güçlü bir inanca sahiptir. Bu atalarının adı Paikea'dır. Bu inanışa göre kabilenin geleneklerinde işleyen töre şu şekildedir: Kabileye şef olarak seçilen kişiler ailenin ilk doğan erkek çocukları olmak zorundadır ve bu kabilede yaşayan 11 yaşındaki "kız çocuğu" Pai'nin ise gözü şefliktedir. Pai'nin bilge Büyükbabası Koro, kabilenin müstakbel başkanını tayin edecek olan mercidir. Lider olmak isteyen küçük kız Pai, bu uğurda ne gerekirse yapmaya kararlıdır. Dünyada her şeyden çok sevdiği büyükbabasına karşı gelecek bile olsa...

7 Ağustos 2017 Pazartesi

Turgut Şelalesi


Marmaris gezimizde haritadan bakarak gidilmesine karar veriler bir yer de Turgut Şelalesi oldu. Daha doğrusu Deniz illa gitmek istedi. Sık ağaçlarla kaplı çok güzel bir yer. Günlük ağaçlarıymış bunlar sanırım. Bu gezinin tek kötü tarafı benim makina suy koydu, tutukluk yaptı sık sık. Buradaki karelerde netlik pek yok. 

 Ağacın köküne bakar mısınız? Hep böyle ağaçlar. Epey bir ilerlere doğru yürüdük biz. Artık sular yeraltına indiğinde (belki daha ileride tekrar yüzeye çıkıyordu ama sivriler rahatsız etmeye başlamıştı) yürüyüşe noktayı koyduk. İşte o en dipte bu mavi güzellikler karşıladı bizi. Hoş ben pek çekemedim ama olsun görsel olarak ile tam bir şölendi....



 Daha en başlarda bu minik havuz var işte. İnsanlar burada eğleniyorlar, ileriye yürüyen tek tük kişi var. Biz de girdik suya, soğuk keyifli....

 Şelaleden değil de daha rahat yüriyeyim derseniz hemen kıyısında yürüyüş yolu da var. Sanırım burada trekking yapılıyor. İçinde yeme içme yerleri var ve anladığım kadarıyla ceep safarilerin yoğun uğrak yeri.

Turgut Köyü civarında biraz yüzüp günü tamamladık biz. Güzel ve gezilesi yerler. Köyde halıcılık falan da varmış ama biz işin dükkan gezme ve  alışveriş kısmına zaman ayıramadık....

4 Ağustos 2017 Cuma

Yine birazcık suyun altına girelim....

 Datça, Marmaris, Fethiye'de yaptığımız kısa ama keyifli tatilden bol bol bsu altı kareleriyle döndüm doğal olarak. Hoş çok istediğim Amos'da bizim makina nedense buğu yapmış. demek ki bir daha gitmeliyiz oraya...
İlk seri de bizli karelerden paylaşayım dedim...
 Deniz su altında maymunlaşıyor, kısa kısa dalıyor ama değişik hareketler yapıp duruyor...kırmızı mayosuyla pek fotojenik

 Koca kişisi daldı biz tepedeyken çekti. Devrim uzun kalabiliyor dipte, epey de ilerliyor. Kötü koca ben yapamıyorum işte....


 Yoruldun mu seni taşıyacak bir baba olsun yeter....

 Ah Ada....onu gömlümce çekemiyorum ki. Alıp başını gidiyor. Bu ara büyüme krizlerinde. Ne zor çocuklukla büyüklük arasında olmak...

Bir tane de benden. "Uzaktan çek" dedim Devrim'e. Zayıf çıkayım.....

2 Ağustos 2017 Çarşamba

Tungsten Dayı


Tunsten Dayı okuduğum en ilginç kitaplardan biri. Oliver Saack aslında bir nörolog. 1933 doğumlu Sacks'ın annesi ve babası da doktor. Hatta 18 kardeş olan annesinin tüm kardeşleri okumuş. Kimi fizikçi, kimi kimyager, kimi doktor...Sacks'ın annesi daha O 4-5 yaşlarındayken maddelerden bahsetmeye başlamış. Evlerinin bahçesindeki kulubede kurduğu laboratuvarda deneyler yapıp kendine kimsayal bir dünya yaratmış...

Böyle bir kitabı seveceğimi hiç düşünmezdim. Sonuçta içi yoğun olarak maddelerle, deneylerle, maddenin yoğunluğu ile dolu. Sadece kimya da değil. Elektrik konusu mesela, ampüller. Sonuçta kitaba ismini veren Dave dayısı (Tungsten dayı)  bu konuda çalışıyor ve üretim yapıyor. Bir başka dayısı soğuk elektrikle ilgileniyor. En büyük hayali kimya konusunda buluşlar yapmak iken birden herşey bitiyor. Kitapta bu durumu "kimyanın artık 18yydaki kadar masum olmaması" olarak açıklıyor. Çünkü ilk atom bombasını yaşamış, onun etkileri görmüş ve artık kimya eskisi kadar cezbedici değil Sacks için....

Ben kitabı sevdim. Hatta Ada'ya verdim ki okur umarım. Çünkü okulda gördükleri kimyaya destek olacağını düşünüyorum bu kitabın. Dili akıcı, anlatım güzel ve eğlenceli. Benim gibi kimya fakiri bile çoğu şeyi anladı o derece....